Hacı Bektaş Veli’den Balım Sultan’a Alevilik Tarihi-1

38 views
Hacı Bektaş Veli’den Balım Sultan’a Alevilik Tarihi 1

Anahtar Kelimeler: Alevilik nedir, Alevilik nasıl ortaya çıktı, Alevilik nedir nasıl doğmuştur, gerçek Alevilik nedir, Alevilik kötü müdür, Alevilik tarihi, Aleviliğin doğuşu, Ali’siz Alevilik.

“Binbir donu don Ali’den
Yol Muhammed Pir Veli’den
Hacı Bektaş Serinden
Zöhrem gibi seven var mı?” 1

Bu yazı dizisini Yeniçeri Gülbangı ile açalım:

“Bismişah, Allah Allah!
Baş üryan, sine püryan, kılıç al kan.
Bu meydanda kesilir başlar, hiç olmaz soran.
Eyvallah eyvallah!
Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan.
Kulluğumuz, padişaha ayan.
Üçler, Yediler, Kırklar…
Gülbang-ı Muhammedi
Nur-ı Nebi, Kerem-i Ali
Pirimiz, Hünkarımız, Kutb-ul arifin Hacı Bektaş Veli
Demine devranına “Hü” diyelim,
Hü!” *

* Rıza Yıldırım’ın, İletişim Yayınlarından çıkmış, 2019 basımlı Hacı Bektaş Veli’den Balım Sultan’a Bektaşiliğin Doğuşu adlı kitabından alıntılanmıştır, sf.11.

Alevi ve Bektaşi kavramlarının sıklıkla birbiriyle eşdeğer anlama gelecek şekilde kullanıldığını görürüz. Ancak bu iki kavram her ne kadar belli konularda birbiriyle kesişse de ayrı çağrışımlarda yapmaktadır. Bu yüzden; bu makalemizle birlikte Bektaşi, Bektaşilik ve Alevilik üzerine kavramsal anlamlarına ve tarihlerine odaklanacağımız yazı dizimize başlıyoruz. Akademik çalışmalara bakıldığında da, Alevi ve Bektaşi kavramları arasındaki ilişkinin belirsizliği ve muğlaklığı göze çarpmaktadır2.

Örneğin, Fuat Köprülü bu konuya inanç ve ritüel düzeyinde bakarak Alevi ve Bektaşi arasında bir fark olmadığını iddia etmektedir3. Fark, yaşam tarzı ve sosyo-ekonomik düzeyden kaynaklanmaktadır4. Öyle ki, Köprülü “Aleviler kır Bektaşileridir” diyerek konuya yüzeysel bir yaklaşım getirmiş ve bu iki kavramın tarihsel bağlamda oluşumunu göz ardı etmiştir5. Köprülü6’nün yanı sıra,  Birge7 de sınırlı bir değerlendirme yaparak Tahtacı gruplarını ve Hacı Bektaş Veli Dergâhındaki Çelebilere bağlı Alevileri Bektaşi olarak tanımlanmaktadır8. Melikoff9 da aynı şekilde Alevilik ve Bektaşiliğin tarihsel oluşumunun aynı olduğunu belirtmekte ve Hacı Bektaş Veli’nin öğretileri temelinde Türkmenler arasında yayılan bir halk İslam’ı olduğunu vurgulamaktadır10.

Buna göre, 15.yüzyılda bu halk İslam hareketi ikiye ayrı kola ayrılmıştır11. Biri, Balkanlar odaklı olmak üzere Hacı Bektaş’a olan bağlılığını devam ettirirken diğeri Safevilere bağlanarak Kızılbaşlığı benimsemiştir12. Bu iki grup arasında sosyal temelli bir farklılık olduğunu vurgulayan Melikoff, bir grubun şehirlerde ve tekkelerde yerleşik bir yaşam sürmesine rağmen diğer grubun kırsal alanda göçebe ya da yarı göçebe bir yaşam biçimi benimsediğini belirtmektedir13.

Alevi ve Bektaşi arasında özsel bir farklılık olmadığını vurgulayan çalışmaların aksine, Ahmet Yaşar Ocak yapısal bir farklılıktan bahsetmektedir14. Ocak, Bektaşiliğin tarihsel olarak bir tarikat olarak ortaya çıktığını belirtmekte, ancak Aleviliğin ise mistik bir gelenek olarak tarih sahnesine çıktığını ve bir tarikat olmadığını vurgulamaktadır15. Nitekim; Rıza Yıldırım da, bugün kendini Bektaşi diye adlandıran grupların bu temel ayrımı doğruladığına dikkat çekmektedir. Buna göre, Bektaşi denildiğinde “birbirinden ayrı ancak ciddi benzerlikler gösteren ve yakın etkileşim içinde olan en az üç sosyal-dini” grup vardır: Babagan Bektaşileri, Çelebilere bağlı Kızılbaş/Aleviler ya da Kızılbaş Bektaşiler, ve Balkan Alevi Bektaşileri16.

Babagan kol, Tarikat-ı Aliye-i Bektaşiyye olarak da bilinmekte ve herhangi bir kimsenin Bektaşi yolunu benimsemesi durumunda Bektaşi sayılabileceğine inanmaktadır17. İkinci kol ise, belirsiz bir Bektaşi tanımlamasına sahiptir, zira bu grup Kızılbaş/Alevi ocakzade ve taliplerinin çelebilere olan bağlılığı üzerinden kendilerini Bektaşi olarak tanımlamaktadır ve bu durum tüm Kızılbaş/Alevi ocaklarının Bektaşi mi olduğu sorusunu akla getirmektedir18. Son grup ise, Balkanlarda yaşayan ve Hacı Bektaş Veli’ye bağlılık hisseden bir gruptur ancak çelebilere olan bağlılıkları belirsizdir19.

Hacı Bektaşi Veli DergahıBu grupların nasıl Bektaşi olduklarını anlayabilmemiz içinse tarihsel oluşumlarına bakmamız gerekmektedir. Buna göre Bektaşilik tarihi dört döneme ayrılmaktadır: i) Başlangıçtan 16.yy. başlarına kadar, ii) 16. yy. başlarından 1826 Bektaşi tekkelerinin kapatılmasına kadar olan dönem, iii) 1826’dan 1925 tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar olan dönem ve iv) 1925 sonrası dönem20.

“Kimi kime erenler
Cebrail’e görenler
Dört meleğin Şahı Ali
Mim yazısı verenler”21

  1. Tarihsel Düzlemde Hacı Bektaş Veli’den Balım Sultan’a Bektaşilik

Bektaşilik denildiğinde akıllara ilk olarak Hacı Bektaş Veli gelir. Dolayısıyla Bektaşilik tarihi, onun doğumuyla başlatılır. Ancak her ne kadar bu yüce Pir, yaşadığı dönemde etkili bir kanaat lideri olmuşsa da bir tarikat kurmamıştır22.

Tarihsel olarak, Baba İlyas İsyanı23’nın bastırılması sonrası, Batı Anadolu’nun sınır bölgelerine kaçan Baba İlyas’ın halifeleri Osmanlı Beyliği’nin kurulmasında etkin bir rol oynamıştır24. Bunlar arasında Hacı Bektaş Veli ve Abdal Musa gibi önemli isimlerin olduğuna dair akademik yazılar mevcuttur25. Nitekim, Hacı Bektaş Veli inancının egemen olduğu iki grup abdallar ve gazilerdi ki, 14.yy’da dini işlerin Anadolu’daki temsilcileri Abdal iken savaş meydanındaki en etkili grup gazilerdi26. Bu dönemde bir tarikat oluşumu ya da Bektaşi ismiyle anılan bir dini-sosyal grup yoktu27.

Ancak 15.yy’da, Hacı Bektaş Veli ismine ithafen bir tasavvuf yolu ve bu yola bağlı dervişlerin olduğunu görmekteyiz28. Aynı şekilde, Kızıldeli Dergahı’nda yetişen ve Kızıldeli’den nasip aldığını söyleyen Sadık Abdal da 15.yy. başlarında Bektaşilik adıyla bir tasavvuf yolunun olduğundan belirtmektedir29. Sadık Abdal, Divanı’nda Bektaşi için şöyle söylemektedir:

“Zahid Bektaşi yolunu bilmeden konuştu.

Onların davranışlarındaki sırların anlamını ne bilsin.

Bektaşi demek Hak ile Hak demektir.

Eğer bilebilirsen sana faydalı olan odur.” 30

 

Dolayısıyla, Hacı Bektaş Veli inancının 14.yy. boyunca abdallar ve gaziler arasında özelikle de Rumeli ve Balkanlar’da yayıldığını görüyoruz31. 15.yy’da ise Kızıldeli liderliğinde bu inanç bir tasavvuf yoluna dönüştürülmüştür32. Bu tasavvuf yolunu tarikata dönüştürecek kişi de Balım Sultan’dır33. Bu durum, 15.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Bektaşi olarak kendini tanımlayan derviş topluluğunun varlığından söz edebilmemizi sağlamaktadır34. Aşıkpaşazade de, Tevarih adlı eserinde Bektaşilerden bahsetmektedir35. Yeniçeri Ocağı’nın da Hacı Bektaş Veli’ye bağlı olduğunu söyleyen Aşıkpaşazade, Bektaşiler için kalabalık bir grup olduğu vurgusunu yapmaktadır; dolayısıyla da Hacı Bektaş Veli’yi Pir olarak kabul eden ve belirli bir tasavvuf yoluna bağlı bir dini-sosyal grubun varlığından söz etmektedir36. Ancak, Hacı Bektaş Veli’nin gayba girmesinden Balım Sultan’a kadar geçen 200 yıllık sürede Hacı Bektaş’taki Dergah’ın ve Çelebilerin durumunun ne olduğu hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır37. Sadece, Aşıkpaşazade ve Otman Baba Velayetnamesi’nde Mahmut Çelebi isminden bahsedilmektedir38. Aşıkpaşazade, “Hacı Bektaşoğlu Mahmud Çelebi kim ol Resul Çelebi’nin oğlıdur” diye tanıttığı Mahmud Çelebi’nin müritleri olduğundan bahsetmektedir39. Otman Baba Velayetnamesinde de, Mahmud Çelebi, Otman Baba’yı ziyaret eden ve müridleri olan bir halife kimse olarak tanıtılmaktadır40. Sonuç olarak, Çelebiler 15. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Hacı Bektaş Veli’nin evlatları ve yasal varisleri olarak kabul edilmişlerdi40. Ancak bu noktada Pir’in aslında çocuğu olmadığını, mücerret olduğunu belirtmemiz gerekir. Çelebiler, gerçekte Pir’in kayba girmesinden sonra Dergâha gelerek oradaki abdallar ve derviş zümresi tarafından öğrendiklerini devam ettirmişlerdir. Burada önemli sorulardan bir tanesi de şüphesiz Türkmenlerin Hacı Bektaş Veli ve Dergah’daki Çelebilerle münasebetlerinin ne olduğudur. Türkmenlerin 15.yy. sonunda Erdebil Dergâhı ile olan ilişkilerini biliyor olsak da mevcut kaynaklar Pir-evi yani Hacı Bektaş ile olan ilişkilerinden söz etmemektedir41.

“Hacı Bektaş Veli bizler gardaşık

İnkar sarı geldi yolu dolaşık

Memleket Yemen’dir ilim Balışık

Güllü bağın gül üzümü nerede” 42

 

  1. yüzyılda Hacı Bektaş Veli ismini kullanan sufileri bir araya getiren ve Bektaşi Tarikatı’nı kuran Balım Sultan, II. Bayezid’in desteğiyle Kızıldeli Sultan Dergahı’ndan Pir-Evi’ne gelmiştir43. Erkan yolunu ve ibadet uygulamalarını biçimlendirmiştir ve böylelikle inanç esaslarına son halini vererek Bektaşi Tarikatı’nı oluşturmuştur44. Bu yüzdendir ki Balım Sultan Pir-i Sani yani İkinci Pir olarak bilinmektedir45.

 

“Ecdadım Ali’dir Ya Şahımerdan

Görgöç Dağlarında sen kurtar dardan

Dört yavru yitirdik Hakkı yolundan

Kervanım aşmıyor yüce dağlardan” 46

Balım Sultan’ın başlattığı teşkilatlanma tekkelerin Pir-Evi’ne bağlanmasını sağlayarak hiyerarşik bir yapının kurulmasını ve bu tekkelerin kontrolünü kolaylaştırmıştır47. Bu durum, Osmanlı Devleti’nin o dönemdeki merkezileştirme politikasıyla paralellik göstermektedir ve Bektaşi tekkelerinin Pir-Evi’ne bağlanması devletin Sünni olmayanları yönetimi açısından kolaylık sağlamıştır48. Ek olarak, Bektaşi cem ve ibadet biçimlerinin tek-tip olmasına ön ayak olmuştur49. Bu süreçte, Otman Baba da birçok Kalender ve Abdal grubunu Bektaşi şemsiyesi altında birleştirmiştir50.

Otman Baba öğretisine bağlı tekkelerdeki abdallara Babai denmekteydi ve onların atanmaları Otman Baba Dergahı onayı ile yapılmaktaydı ancak bu durum Hacı Bektaş Veli Dergahı onayı ile tekkelere atanan Babalarla tezatlık oluşturmaktaydı51. Türkiye’ye göç eden Babai’ler yine Hacı Bektaş Veli Dergahı’ndaki Çelebiler yerine üst merci olarak Şücaeddin Veli Dergahı ve ocağına bağlanmışlardı52. Tabi bu durum o Pirlerin isminden bağımsız, o dönem dergahta postnişliği yürüten Babai, Baba ya da Dedelerle ilgili bir ilişkiden kaynaklanmaktaydı. Sonuç olarak; Bektaşilikte, sosyo-kültürel ve etnik kökeninden bağımsız olarak nasip vermek yoluyla tarikata kabul edilen ve belli bir tasavvuf eğitiminden geçen manevi olarak yükselen kişiler “baba, halife veya dedebaba” gibi makamlarla anılmaktaydı ve Bektaşilik içinde “Babagan olarak söylenmekteydi, dolayısıyla da Babagan ve Çelebiyan olmak üzere iki Bektaşilik grubu gelişim göstermişti53.

 

  1. Sonuç
  2. yy’da “Bektaşi denildiğinde hem soyu sopu ne olursa olsun tekkeye gelip nasip almak yoluyla tarikata intisap etmiş Bektaşi tarikatı mensubu derviş veya muhibler, hem de Hacı Bektaş evladı olmak hasebiyle tekke vakıflarını tasarruf eden çelebiler kastedilmektedir”54. Diğer taraftan 16.yüzyıldaki Çelebilerden farklı olarak gelişen “Kızılbaş yolu” Bektaşi erkan ve yoluna çok yakındır55. Dolayısıyla, her ne kadar inanç ve erkan hususlarında benzerlikler olsa da Bektaşilik ile Kızılbaşlık tarihsel anlamda farklı oluşum süreçlerine sahiptir ve bu yüzden 16.yy’da yeni oluşan Kızılbaşlık o dönemde artık bir tarikat olan Bektaşilikten farklıydı56. Nihayetinde, Babagan Bektaşiliği, kendisini günümüzde Bektaşi olarak tanımlayan Alevi/Kızılbaş ve Çelebiyan gruplarından farklı olarak “tahsil edilen bilgiyle kazanılan bir sıfattı”57. Nitekim, 19. yy sonrası Babagan Bektaşileri İstanbul ve diğer vilayetlerde şehir hayatında daha fazla yer alarak yüksek kültür sahibi kimselerle yakın ilişkiler kurmuşlardır58. 1925’deki tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadarki sürede de İstanbul’daki Şahkulu (Kadıköy), Karyağdı Baba (Eyüp), Nuri Baba (Üsküdar), Tahir Baba (Üsküdar) gibi Bektaşi tekkelerinde tasavvufun yanı sıra kültürel ve entelektüel etkinlikler de yapılmaktaydı59. 1925 sonrası ise Babaganlar gizli olarak tasavvufi faaliyetlerini gerçekleştirmeye devam etmişlerdir ve her ne kadar inanç anlamında aralarında benzerlik olsa da Çelebiyan Alevi ve Kızılbaş/Alevilerle bağları yoktur60. Bektaşilik denildiğinde tasavvufi öğretilerin bir tarikat altında birleşmesi bakımından Balım Sultan ve sonrasında Babaganların rolü büyüktü61. Kızılbaş Aleviler ise 17.yy’da dönemin siyasi ve toplumsal gelişmeleri sonucunda Şah Hatayi’den sonra Hacı Bektaş Veli’yi Pir olarak en yüce makama yerleştirmişlerdi62. Özellikle Cemaleddin Efendi ve genel olarak Çelebilerin Kızılbaşları Pir-evine bağlama çabaları sonucunda kimisi “tarik erkanı”nı terk etmiş ve “pençe erkanı”na geçmiş, kimisi ise (Dede Garkın, Baba Mansur Ocakları) “tarik erkanı”nı devam ettirerek organizasyon ve hiyerarşi anlamında geleneksel yapılarını korumuşlardır63. Yine de bu ikinci gruptaki ocaklar için Hacı Bektaş Veli, Dede Garkın ve Baba Mansur gibi en büyük Pirlerden biridir64.

“Hacı Bektaş Veli Hasanoğlan’a

Turna selam söyle benden sılama

Bu gece ayan olsun Ali atama

Kırıldı kalmıyor belim Fatıma”65

 

Buna göre, “pençeli” olanlar kendilerine Bektaşi diyerek hem manevi hem de sosyal organizasyon anlamında Hacı Bektaş Veli evladına bağlılık ifade edilmektedir66. Diğer bir deyişle, “pençe”ye geçen Kızılbaş/Alevilerin Hacı Bektaş Veli’ye mürşid makamı olarak değil onun soyundan geldiğini iddia eden çelebilerin şahsına olan bir bağlılığı dolayısıyla onları Bektaşi olarak tanımlamak mümkündür67. Ancak, “tarik” kullananlar için bu kapsamda tarihsel oluşum göz önünde bulundurulduğunda Bektaşi tanımlaması yapmak yanlış olacaktır68.

Son olarak; yazımızın başında Bektaşi olarak ifade ettiğimiz, Balkanlar’da yaşayan Alevi-Bektaşilerin tarihsel oluşumu Bektaşi Tarikatı ile birlikte gerçekleşmiş olup 1826’da Osmanlı’nın Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmasına kadar bölgedeki dergahların dini örgütlenmesi ile şekillenmiştir69. 1826 sonrası kendi içlerinde seçtikleri “baba”lar ile bugüne kadar gelmişlerdir70. Tarikat şeklinde bir yapılanmaya gitmedikleri için bu yönden Kızılbaşlara benzerler dolayısıyla Çelebiler ve Babaganlarla hiyerarşik organizasyon açısından bir bağları yoktur ancak Hacı Bektaş Veli’yi en büyük Pir kabul etmeleri açısından kendilerini Bektaşi olarak tanımlarlar71.Bu grup içerisinde değerlendirilebilecek bir grup da Kuzey Bulgaristan’da yaşayan Babailerdir ve Hacı Bektaş Veli’den ziyade Otman Baba, Demir Baba, Ali Baba gibi Pirleri yücelten bu grup erkana, musahipliğe ve soya yapılan vurgu açısından Kızılbaşlara benzerlikleri söz konusudur. Bu yüzden Babaileri Bektaşi olarak tanımlamak mümkün değildir72.  Bu tarihsel anlatının dışında aslında en güzel sözü Sadık Abdal Divanı’nda söylemiştir:

İnsanların ezelinde, ruhlar aleminde, zatında eşsiz sırları olan Ali’dir. Evrenin bütün hallerinin denetimi o velinin elindedir. O şah Hacı Bektaş Veli’nin kendisidir. Eğer bilirsen bu sırrı, o büyük şahı da bilirsin. Abdal Musa dahi onun sırrıdır. O şahın halleri Allah’ın bağışlayıcı nurundandır. Cemal sahibi Kızıl Deli Sultan onun sırrıdır. Olgunluk, güç onun her eyleminde görülmektedir. Onunla tarikatın bütün erkanı mükemmel oldu. Bu nedenle kâmil insanlar onun sayesinde olgunlaştı.”73

 

Yüce Pir’lerin kelamlarıyla bu yazımızı bitirelim. Sonraki yazılarımızda Alevi/Bektaşiliğin doğuşu ve tarihsel oluşumu bağlamında detaylı bir değerlendirme yapıyor olacağız ve ahi ve gazilerin İslam anlayışlarını Babai-Vefaillik nezdinde Hacı Bektaş Veli ve Bektaşiliği anlamaya çalışacağız. Bu teorik çerçeveyi çizdikten sonra da Yüce Pir’lerin yaşamlarını ve onların nezdinde Alevi/Bektaşiliği yine tarihsel boyutlarıyla inceleyeceğiz: Hacı Bektaş Veli, Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli), Sadık Abdal, Abdal Musa, Sarı Saltuk, Rum Abdalları, Balım Sultan ve ek olarak Atatürk’ün kitaplığında bulunan II.Bayezid dönemine ait eserin Balım Sultan ve Çelebilerle ilgili ne söylediği konusu özelinde inceleyeceğiz. Ancak şimdi, Bektaşi ne demek sorusu odaklı bu yazımızı da şimdi yine bir Yüce Mürşid-i Kamil’in kelamıyla bitirelim:

 

“Kahraman atayın biter mi derdi

Yedi yaşlı oğlan Ali’dir bendi

Sıfatı Bektaşi Hacı’dır teni

Bir ismi Mustafa Kemal’dir kendi

Bektaşi Sultanım adım Veli’dir

Nasreddin Hoca gezer bilinir

Gerçek evliyalar ölmez dirilir

Allah’tan isterse her şey verilir”74

 

Notlar:

1: İsmet Solak, Cemden Gelen Nefesler (Ankara, 1998): 164.

2: Rıza Yıldırım. (2016). “Bektaşi Kime Derler?: “Bektaşi” Kavramının Kapsamı ve Sınırları Üzerine Tarihsel Bir Analiz Denemesi”. Kızılbaşlık Alevilik Bektaşilik: Tarih-Kimlik, İnanç- Ritüel (İçinde). Der. Yalçın Çakmak- İmran Gürtaş. İstanbul: İletişim. sf.73

3: A.g.e.

4: A.g.e.

5: A.g.e.

6: TDV İslam Ansiklopedisi. Mehmet Fuat Köprülü. https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-fuad-koprulu

7: TDV İslam Ansiklopedisi. Birge, John Kingsley. https://islamansiklopedisi.org.tr/birge-john-kingsley

8: Rıza Yıldırım. (2016). “Bektaşi Kime Derler?: “Bektaşi” Kavramının Kapsamı ve Sınırları Üzerine Tarihsel Bir Analiz Denemesi”. Kızılbaşlık Alevilik Bektaşilik: Tarih-Kimlik, İnanç- Ritüel (İçinde). Der. Yalçın Çakmak- İmran Gürtaş. İstanbul: İletişim. sf.73

9: Irène Mélikoff. TDV İslam Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/melikoff-irene

10: Rıza Yıldırım. (2016). “Bektaşi Kime Derler?: “Bektaşi” Kavramının Kapsamı ve Sınırları Üzerine Tarihsel Bir Analiz Denemesi”. Kızılbaşlık Alevilik Bektaşilik: Tarih-Kimlik, İnanç- Ritüel (İçinde). Der. Yalçın Çakmak- İmran Gürtaş. İstanbul: İletişim. sf.73

11: A.g.e.

12: A.g.e.,73-4

13: A.g.e.,74

14: A.g.e.

15: A.g.e.

16: A.g.e.

17: A.g.e.74

18: A.g.e.

19: A.g.e.

20: A.g.e., 75

21: İsmet Solak, Cemden Gelen Nefesler (Ankara, 1998): 176.

22: Rıza Yıldırım. (2016). “Bektaşi Kime Derler?: “Bektaşi” Kavramının Kapsamı ve Sınırları Üzerine Tarihsel Bir Analiz Denemesi”. Kızılbaşlık Alevilik Bektaşilik: Tarih-Kimlik, İnanç- Ritüel (İçinde). Der. Yalçın Çakmak- İmran Gürtaş. İstanbul: İletişim. sf.75

23: TDV İslam Ansiklopedisi. Baba İlyas. https://islamansiklopedisi.org.tr/baba-ilyas

24: Rıza Yıldırım. (2016). “Bektaşi Kime Derler?: “Bektaşi” Kavramının Kapsamı ve Sınırları Üzerine Tarihsel Bir Analiz Denemesi”. Kızılbaşlık Alevilik Bektaşilik,75

25: A.g.e.

26: A.g.e.

27: A.g.e.,76

28: A.g.e.

29: A.g.e.

30: Sadık Abdal Divanı. (2019). Alevi-Bektaşi Klasikleri. Der. H. Dursun Gümüşoğlu. DörtKapı Yayınları. sf. 144-5.

31: Rıza Yıldırım. (2016). “Bektaşi Kime Derler?: “Bektaşi” Kavramının Kapsamı ve Sınırları Üzerine Tarihsel Bir Analiz Denemesi”. Kızılbaşlık Alevilik Bektaşilik,76

32: A.g.e.

33: A.g.e.

34: A.g.e.

35: A.g.e.,77

36: A.g.e.

37: A.g.e.

38: A.g.e.

39: A.g.e.

40: A.g.e.

41: A.g.e., 79

42: Zöhre Ana, Mehtaptaki Erenler (Ankara, 1996), 310

43: Rıza Yıldırım. (2016). “Bektaşi Kime Derler?: “Bektaşi” Kavramının Kapsamı ve Sınırları Üzerine Tarihsel Bir Analiz Denemesi”. Kızılbaşlık Alevilik Bektaşilik,79

44: A.g.e.

45: A.g.e.

46: Zöhre Ana, Mehtaptaki Erenler (Ankara, 1996), 311

47: Rıza Yıldırım. (2016). “Bektaşi Kime Derler?: “Bektaşi” Kavramının Kapsamı ve Sınırları Üzerine Tarihsel Bir Analiz Denemesi”. Kızılbaşlık Alevilik Bektaşilik,79

48: A.g.e.

49: A.g.e.

50: A.g.e.

51: A.g.e.,80

52: A.g.e.

53: A.g.e.,81

54: A.g.e., 82

55: A.g.e.,83

56: A.g.e.,84

57: A.g.e.,84

58: A.g.e.,103

59: A.g.e.,104

60: A.g.e.

61: A.g.e.

62: A.g.e.

63: A.g.e.,105

64: A.g.e.

65: Zöhre Ana, Mehtaptaki Erenler (Ankara, 1996), 311

66: Rıza Yıldırım. (2016). “Bektaşi Kime Derler?: “Bektaşi” Kavramının Kapsamı ve Sınırları Üzerine Tarihsel Bir Analiz Denemesi”. Kızılbaşlık Alevilik Bektaşilik,105

67: A.g.e., 104-5

68: A.g.e., 105

69: A.g.e.

70: A.g.e.105-6

71: A.g.e.,106

72: A.g.e.

72: Sadık Abdal Divanı. (2019). Alevi-Bektaşi Klasikleri. Der. H. Dursun Gümüşoğlu. DörtKapı Yayınları. sf. 209.

73: Zöhre Ana, Mehtaptaki Erenler (Ankara, 1996), 340, 322

Paylaş

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz